Herta Seyyidleri

Şeyh Mahmud Herta-i el-Hüseynî.

Seyyid Şeyh Mahmud Herta-i, 17. yüzyılda (Osmanlı dönemi) Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı eski adıyla Herta (günümüzdeki adıyla Karpuzlu) bölgesinde yaşamış, ilmi ve tasavvufi derinliğiyle bölge halkı üzerinde büyük bir manevi etki bırakmış bir Mürşid-i Kâmil’dir.

Seyyid Şeyh Mahmud Herta-i el-Hüseynî ve Anadolu’ya İskânı

XVII. asırda yaşayan Seyyid Şeyh Mahmud Hazretleri, neseb silsilesi Hz. Hüseyin (r.a.) vasıtasıyla Resûlullah’a (s.a.v.) ulaşan seyyid bir âlimdir. Döneminin ilmî ve tasavvufî çevrelerinde ilmî vukûfiyeti, zühd ve takvasıyla tanınmıştır. “Herta-i” nisbesi, medfûn bulunduğu Karpuzlu Mahallesi’nin eski ismi olan “Herta”dan gelmektedir.

Tarihî kayıtlara ve aile içi aktarımlara göre; 17. yüzyıl başlarında Irak’ın Musul kentinde ikamet eden babası Şeyh Hasan, o dönemde seyyid ailelerine yapılan baskı ve zulümlerden kurtulmak amacıyla eşi ve üç oğluyla (Mahmut, Sadık, Hakkı) birlikte bölgeden ayrılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun seyyid ailelerine gösterdiği hürmet ve sağladığı imkânlar neticesinde aile, günümüzde “Seyitler Harabesi” olarak bilinen Hazro ve Lice arasındaki bölgeye göç etmiştir. Daha sonra Şeyh Hasan’ın oğullarından Hakkı Lice’ye, Sadık Kulp’un Hevedan mıntıkasına, Mahmut ise Karpuzlu (Herta) köyüne yerleşerek buradaki irşad faaliyetlerinin merkezini kurmuştur.

Şeceresi ve “el-Hüseynî” Nisbesi

Seyyid Şeyh Mahmud’un şeceresi, unvanında yer alan “el-Hüseynî” nisbesinin işaret ettiği üzere Ehlibeyt’e dayanmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu, sahte seyyidlik iddialarını engellemek ve gerçek Ehlibeyt mensuplarını (Sâdât) kayıt altına alarak onlara tanınan muafiyetleri korumak için “Nakibüleşraf” kurumunu tesis etmiştir. Seyyid Şeyh Mahmud ve ailesinin resmî şecere silsilesi, döneminin Osmanlı Nakibüleşraf Defterleri’nde (Sâdât Defterleri) ve ulema tarafından tasdik edilmiş neseb beratlarında muhafaza edilmektedir.

Silsile ve Kuşaklar

 Büyük Ceddi: Hz. Peygamber (s.a.v.) ve Hz. Hüseyin (r.a.)

 Kök Aile Reisi (17. Yüzyıl): Şeyh Hasan. Musul’dan çıkarak ailesiyle birlikte Seyitler Harabesi’ne (Hazro-Lice arası) göç etmiştir.

1. Kuşak (Şeyh Hasan’ın Oğulları ve Dağılımları)

 Şeyh Mahmut (Herta-i): Karpuzlu (Herta) köyüne yerleşerek ailenin ana merkezini kurmuştur.

 Hakkı: Lice’ye yerleşmiştir.

 Sadık: Kulp’un Hevedan mıntıkasına yerleşmiştir.

2. Kuşak (Şeyh Mahmut’un Oğulları)

 Şeyh Mustafa: Padişah IV. Murad’ın kızı Zeliha Sultan ile evlenmiş, İstanbul dönüşü Üsküdar’da vefat etmiştir.

 Osman: Şeyh Mustafa’nın vefatı üzerine soyun devam ettiği koldur.

3. Kuşak (Osman’ın Oğulları)

 Hasan: Erkek evladı olmamıştır.

 Abdullah: Soyu devam ettiren erkek kardeştir.

4. Kuşak (Abdullah’ın Oğlu)

 Şeyh Şeyhi: Abdullah’ın tek erkek çocuğudur. Tarihi kayıtlara göre ailedeki “Şeyh” unvanı onunla birlikte son bulmuştur.

Bu silsileye göre günümüzde Herta Seyyidleri (Hertavîler) olarak bilinen ve geniş bir coğrafyaya yayılan ailenin Kulp/Karpuzlu’daki ana kolu; Şeyh Mahmut, Osman, Abdullah ve Şeyh Şeyhi hattından türeyerek günümüze ulaşmıştır.

Seyyid Şeyh Mahmud
Seyyid Yusuf (Ağa) ve Seyyide İmiş Hanım (kardeş)

Seyyide İmiş Hanım
Seyyid Muhammed Zülfikâr

Seyyid Muhammed Zülfikâr
Muhammed Zülfi, Muhammed Sabri ve Baba (kardeş)

Muhammed Sabri
Hasan Hüseyin, Muhammed Ali, Bedia ve adı belirtilmeyen iki evlat (kardeş)

Ayrıca Seyyid Hasan, Seyyid Hüseyin, Seyyid Mahmut ve Seyyid İsmail, Muhammed Zülfikâr’ın amcalarıdır ve dolayısıyla onunla aynı kuşakta değil, bir üst kuşaktadır. Günümüzde bilenen soyadları Eser dir ayrıca bilinmeyen çok aile mevcuttur.

Osmanlı Sarayı ile Temas: IV. Murad ve Zeliha Hatun

Osmanlı İmparatorluğu’nda peygamber soyundan gelen seyyid ailelerinin geçiminin devlet tarafından karşılanması, zamanla seyyid olmadığı hâlde kendini böyle tanıtanların çoğalmasına yol açmıştır. Bunun üzerine Padişah IV. Murad bir ferman çıkartarak gerçek seyyid unvanlı olanları ayıklamak üzere İstanbul’a çağırmıştır. Şeyh Mahmut, oğlu Şeyh Mustafa ile beraber başkente gitmiştir.

Rivayete göre Şeyh Mustafa, bir cuma günü padişahın vezirlerinden birinin de bulunduğu camide irad ettiği hutbede, Bağdat’ın fethinin Sultan IV. Murad’a nasip olacağını müjdelemiştir. Vezirin durumu padişaha arz etmesi üzerine Sultan IV. Murad, Şeyh Mustafa’yı saraya davet etmiş; onun İslami ilminden ve derinliğinden etkilenerek kızı Zeliha Sultan’ı Şeyh Mustafa ile evlendirmiştir. Padişah, ehlibeyt ile kurulan bu akrabalık bağının bir nişanesi olarak Şeyh Mahmut’a Lice, Hazro ve Kulp civarında sekiz köy bağışlamıştır (ikta).

Ancak yanlarında yeterli askeri birlikle İstanbul’dan yola çıkan Şeyh Mahmut, oğlu Şeyh Mustafa ve gelinleri Zeliha Sultan henüz Üsküdar civarındayken, Şeyh Mustafa ani bir rahatsızlık neticesinde vefat etmiş ve cenazesi Üsküdar’a defnedilmiştir. Bu elim hadise üzerine Şeyh Mahmut, gelini Zeliha Sultan’a tekrar babasının (sarayın) yanına dönebileceğini söylemişse de; Zeliha Sultan, “Babam artık Şeyh Mahmut’tur” diyerek onunla beraber gitmeyi tercih etmiştir. Karpuzlu köyüne yerleşen Zeliha Sultan, burada günümüze ulaşan bir cami inşa ettirmiştir. Karpuzlu’da dünyaya gelen kız çocuğu ise küçük yaşta vefat etmiştir.

Günümüzde Seyyid Şeyh Mahmud Hazretleri’nin ve hemen yanında medfûn bulunan Zeliha Hatun’un türbesi, başta Kulp olmak üzere Diyarbakır ve çevre illerden gelen ziyaretçilerin uğrak mahallidir. Ziyaretçiler, Fatiha ve Yasin-i Şerif okuyarak dua etmekte, Allah Teâlâ’dan şefaat niyaz etmektedir. Tasavvufî gelenekte türbe ziyaretleri, “vesile” ve “teberrük” anlayışıyla meşrû görülmüş; burada yatan zâtın manevî tasarrufuna inanılarak Cenâb-ı Hakk’a niyazda bulunulmaktadır. Türbenin bulunduğu hazîrede ayrıca dönemin ulemâ ve meşâyihine ait kabirlerin bulunması, buranın tarihî bir ilim ve irfan merkezi olduğuna da işaret etmektedir.

Seyyid Şeyh Mahmud Herta-i el-Hüseynî Hazretleri ve gelini Zeliha Hatun’un türbesi, Anadolu’nun manevî coğrafyasını şekillendiren en önemli ziyaretgâhlardan biridir. Gerek Irak’tan başlayıp Kulp’ta nihayetlenen iskân tarihi, gerek Ehlibeyt’e dayanan sahih seyyidlik nesebi, gerekse Osmanlı hanedanıyla IV. Murad döneminde kurulan derin bağ, bu mekânı tarihî ve dinî açıdan son derece kıymetli kılmaktadır. Bu tür manevî merkezlerin sözlü anlatılarının yazılı tarihe aktarılması, kültürel mirasın korunması ve sahih bilginin gelecek nesillere aktarılması bakımından büyük bir ehemmiyet arz etmektedir.